Kasabamızda bağ bozumu (üzüm kesme) geleneği ve süreci hakkında bilgi.
Nar Kasabası'nda üzüm bağları önemli bir geçim kaynağıdır. Her yıl sonbahar aylarında yapılan bağ bozumu, sosyal bir etkinlik olarak da büyük önem taşımaktadır. Pekmez yapımı, şıra hazırlama ve kurutma süreçleri.




































NARDA BAĞCILIK-1
Yirminci yüzyılın 3.ncü çeyreğini, 1950-1970 li yılları Kapsayan dönem içerisinde, Kasaba halkının Bağ ve bahçe işleri ilgili faaliyetlerini, yaşadığımız ve gözlemlediğimiz kadarı ile aktarmak istedik. Bu bilgilendirme akademik bir araştırma olmayıp, zamana ait kişisel gözlemden ibarettir.
Halkın geçimi kaynağı Tarım olup, sulu tarım ile Bağ ve Tarla faaliyetlerini içerisine almaktadır. Bu yazımızda Nar da Bağcılık hakkındaki yaşanmışlıklar ve izlenimlerimizi anekdot olarak sunacağız. Bu gün çok büyük bir bölümü elden çıkarılıp civar köylülere satılmış olan bağlarımızın hududu güney- doğuda, Nevşehirin hemen altında, kadirak mihverinden başlayıp, kepez, senirin, çat köyü üzerinden Ağyazı, Açık saray ile Gülşehir sınırına, Çayır özü ve Bulkaz başı ile sulusaray köyü üzerine, Doğuda; Büyük çayı kesen kara yolu altından uzanarak, karaağaç, Karayazıya (Üniversite arazisi) kadar uzanan bir yelpazede yer almaktaydı. Kasaba halkının en önemli geçim kaynağı olduğundan bağların bakımına özen gösterilir, yüksek ve kaliteli verim alabilmek için yoğun emek sarf edilir, kasaba halkı gece gündüz arı gibi çalışırdı. Gidip- gelme ve mahsulü taşıma; at, eşek,ile olur; varlıklı kimselerde at arabası ile bulunurdu. Bağların bulunduğu mevkiye göre bağların mesafeleri de değişik olup, en uzaktaki takriben 10 km kadar olduğu için insanların gidip gelmesi eziyetli ve yorucuydu. Şimdilerde At-Eşek ve at arabaların tarih olduğuna ve her evin önünde bir araba olduğu, dikkate alındığında, o zaman insanların nasıl zor şartlarda çalıştıklarını tahmin etmek mümkündür. Bağcılıkta emek ile hasıla (mahsül alma) doğru orantılı olduğundan, bakım konusunda ne kadar bilinçli olunur ve emek verilirse, hava şartlarına göre mahsul de çok ve kaliteli olurdu. Toprağın büyük bölümü tüf denilen yanarda atıkları olduğundan ne kadar emek sarf edilirse edilsin zaten alınabilecek ürün düşük seviyede olurdu. Yoğun emek ve bakım artı gübreleme ile verimin artırılması için büyük çaba gösterilirdi. Bağcılıkla ilgili faaliyetler yıl boyunca belli bir sıra ile devam ederdi.
BAĞ BUDAMA : Budama, alınacak ürünün verimli olmasında önemli bir faktördü. Bu konuda zamanla beceri kazanmış ehil kimseler tarafından yapılır, ehil olmayan kimselerde kesilmiş çubukları toplayıp deste yapar ve birikme noktasına taşırdı. Budama da eğri bağ bıçağı ile testere kullanılırdı. Çubukları keserken ve bırakılacak göz miktarı bağın bakımlı olmasına göre değişir, genellikle iki göz bırakılırdı. Toprağa bakan ve dirsekten çıkanlar öncelikle kesilir, Kuruyan kütüklerin ve kütüklerdeki gereksiz çıkıntıların(omca) temizlenmesinde özen gösterilirdi. Bağ budama işleri, şubat ayı sonunda ve genellikle üçüncü cemrenin düştüğü beş- altı mart tarihleri sırasında, kahverengileşen çubuklar yeşermeden 15 gün önce başlardı. O zamanlarda Kışlar fazla olduğundan, erken budandığında donmalara maruz kalır, geç kalınır çubuklarda gözler çıkmaya başlarsa, budama esnasında kabaran gözler atardı. Şimdilerde kışlar ılıman geçtiğinden son baharda, kışa girmeden de budama yapılabilmektedir.
GÖZ AÇMA- GÖZ KAPAMA(gömme) : Göz kapama, bağ çubuğunun kök ve kütük kısımlarının tamamen torakla kapatılıp, kış şartlarında donmayı önlemek için sonbahadrda yapılır; İlk baharda budama sonrası havaların uygun ısıya ulaştığı zaman Bağ çubuğu köklerinin havalanması ve ısıyı daha fazla alabilmesi için, çubuk kökleri etrafındaki topaklar tamamen açılırdı (göz açma). Bağcılığın yok olmaya başladığı şimdilerde, kış ayları olası bir donma olmadığından, göz açma ve kapama işlemi yapılmamaktadır.
Gübrelenme(ters verme) : gübreleme faaliyetine o dönemlerde çok önem verilirdi. Bağ çubuklarının güçlenmesi dolayısı ile fazla mahsul alınması amaçlanırdı. Gübre temini masraflı olduğundan, hiç gübre veremeyenler olduğu gibi, belli periyotlarla devamlı gübreleyenlerde vardı. Şimdilerde, öksüz ve bakımsız kalan bağlarımızın gübreleme konusunda şansı ne kadardır bilemiyoruz. Bağlarda gübre olarak İnsan ve hayvan dışkıları, güvercin gübresi ve kimyasal gübreler kullanılırdı. Bunlar içerisinde en tercih edileni ise güvercin gübresiydi. O zamanda tuvaletlerin kanalizasyona verilmesi söz konu olmadığından, her evde tuvaletin sokağa açılan kapısından, dışkı münasip alanlara çıkarılır iyice kuruduktan sonra toplanıp kullanılırdı, Ahırlarda hayvan dışkıları ince saman(Kesmik) atılıp, ilk bahara dışarıya uygun bir mekana (Ev aralarına,Yollara) çıkarılarak kurutulur ve kullanılırdı. Bu işlemler aynı zamana denk gelip herkesin dış ortama gübre sermiş olduğu düşünülürse, sağlık açısından insanların nelere maruz kaldığını bu gün anlamak ve kabul edebilmek çok zordur. O zamanlarda, ölümlerin büyük oranda Hepatit-C den olduğunu şimdi anlayabiliyoruz. Güvercin güresi azotu fazla olan, çok etkili olan bir güre olup tercih edilirdi, kasabanın kuzey-doğusunda Nar vadisine bakan yamaçlarda bulunan, Halendere dediğimiz yerde, çoğunluğu aşağı mahalleden insanlar kayaları oyarak, küçük pencereleri olan güvercin evleri haline getirmişlerdi. Yüzlerce olan bu güvercinliklerde mahşeri kalabalıkta güvercin yaşardı insanlar muntazam olarak gidip güvercinlerine yem atar, gah gah diye bağırarak komşu güvercinlerini de çalmaya çalışırlardı. Karlı kış günlerinde, özellikle güvercinlerin tüneme zamanı olan akşam ezanına yakın zamanda, yem atanların sesi biri birine karışır, yankılanan sesler adeta bir koro oluştururdu. İlk baharda herkes güvercinliğini açar, yıl içerisinde biriken gübreyi alırdı. Şimdilerde, insanların ve kuşların terk etmesi ile bir anlamı kalmayan ve tarih olan bu yerler geçmişte çok önemsenen yerlerdi. Tabidir ki buralardan çıkan gübre miktarı ihtiyacı karşılamaz, o zaman civar yörelerden temin edilirdi . Amonyum nitrat ve amonyum fosfat içeren bu gübreler, çok kullanılmakla beraber, biraz pahalı olduğu için ancak varlıklıların tercihi olurdu.
Bağlara güre verme(gübreleme) genellikle son baharda olur; yağacak Karın ve yağmurun etkisi ile gübrenin bağ köklerine kısa sürede inerek fayda sağlaması amaçlanırdı. Gübre, bağ çubuk köklerine takriben 40-50 cm uzaklıkta toprağa açılan çukurlara gübrenin atılıp üzerinin toprakla kapatılması şeklinde yapılırdı.
FİLİZ ALMA : Filiz alma¸ çubuklar üzerinde bırakılan gözlerin haricinde, istenmeyen sürgünlerin temizlenmesi olup, bırakılan gözleri daha iyi gelişmesi içindi. Öncelikle kökler üzerindeki ler alınır, Salkımlar belirince ikinci kez filizler alınırdı.
Bağlardan istenilen verimin alınabilmesi için torağı havalandırılması ve istenmeyen otların temizlenmesi için gerekliydi, o dönemlerde mutlaka önce belleme sonrada bir veya iki kez çapalama yapılırdı. Bellemede toprak daha derinden havalandırıldığı için tercih edilir, Gücü yetebilenler iki defa bu işlemi yapardı. Bağ belleme genellikle keşik dediğimiz, karşılıklı dayanışma ile birden çok insanla yapıldığından, toplu çalışma konuşma, şakalaş ma, türkülü ve şarkılı şekilde pek keyifli geçerdi. Keza çapalamada ailece veya keşikli olarak topluca yapılırdı. O zamanlarda çapalama elle çapalama ve atla çapalama şeklindeydi. Günümüzde belleme yapılmayıp Atla veya çoğunlukla küçük traktörlerle yapılmaktadır. Geçen uzun zaman içerisinde yaşlanan bağlar sökülüp yenilenirdi. Bu yenileme yapılmadan önce, toprağı havalandırmak için takriben bir metre civarında toprak alt üst edilirdi Kirizma denilen bu işlemden sonra tekrar çubuklar dikilirdi. Yeni dikilen bir çubuk dört beş yılda mahsul vermeye başlar dı .Her iki dönemi yaşayan insanlar için, değerlendirme ve uygulama farklılıkları ile zaman içerisinde insanların bakış açısındaki değişim ve teknolojinin neler getirip neleri de aldığı hususlarını anlayabilmekte zorlanılmaktadır.
Bağlardan istenilen verimin alınabilmesi için, bağlara musallat olan hastalıkları bilmek ve onlarla mücadele etmek esastır. Ne var ki bu gün bilinen hastalıklar pek bilinmez, bilinse de mücadele için gerekli ilaçları bulma olanağı imkana bağlıydı. Bizim hatırladığımız kadarı ile birisi salkımlar çiçekte iken diğeri de alacalar düştüğünde, külleme denilen hastalıkla mücadele için bağlara kükürt atılırdı.
Bölgenin en önemli geçim kaynağı olan bağcılığın da diğer tarım faaliyetleri gibi atalardan gelme usullerle yıllar boyu kasabamızda da devam ettirilmiştir. O zamanlar Bölgede bağcılığın geliştirilmesi için devlet tarafından karayazı mevkiin de kurulmuş olan Bağcılık istasyonu da halkın bilinçlenmesi ve gelişim adına pek bir şey verememiştir.
Kasabamızda yapılan bağcılıkta, benim bildiğim, yöresel ismi ile siyah ve beyaz İmir (emir) Çavuş, parmak, kızıl, buludu, keten gömlek ismi verilen üzümler yetiştirilirdi.
HAZIRLAYAN
FİRDES—FAİK SARIHAN