Kasabamızda Bir Çocuğun Gözünden Gündelik Yaşam
...................................
Tarihçe - Anılar - Sosyal Yaşam
Kasabamızda Bir Çocuğun Gözünden Gündelik Yaşam
...................................
BİR SÜMÜKLÜBÖCEK HİKAYESİ
…
“Oğlum uyan !”
Anası sabahın bu alaca karanlığında ona sesleniyordu. Çocuk, gözlerini zorla da olsa açtı. Uyku sersemiyle yan taraftaki pencereden dışarıya baktı; etraf henüz karanlıktı.Öyle çok uykusu vardı ki gözlerini oğuşturur iken;
“Anaa !” dedi “Biraz daha uyusam !”
“Olmaz oğlum, yohsa okuluna geç kalın” dedi kadın.
“Ezan okundu mu ki ?”
“Okundu okunacah !”
Uyku çocuğun gözlerinden akıyordu fakat aklına bişey gelmiş gibi bir anda uykusundan yırtınıp çıktı. Harçlığa ihtiyacı vardı. Onun için bir an önce bulabildiği kadar sümüklüböcek toplamalıydı. Lavaboda elini yüzünü yıkayıp soğukkuyu ayakkabısını aceleyle giydi. Kayadan oyma dama girip bir çuval ile bir adet naylon poşet alıp dışarı çıkıyordu ki arkasından anasının sesini duydu;
“ Geç kalma emi yavrııım ! Sen dönünceye kadar ben patatesli çörekleri sobanın fırınında yapar hazırlarım “
“Tamam ana ! Geç kalmam” dedi çocuk burnunu çekerken.
Dışarı soğuktu. Aylardan mayıs olmasına rağmen sabah soğuğu kan toplamış yanaklarına vuruyordu.
Çocuk aldırmadı; evin dış kapısını açar açmaz yokuş aşağı koşmaya başladı. Böcek toplamaya çoğu zaman birkaç arkadaşı ile birlikte giderdi fakat dün akşam hiç biriyle sözleşmemişti. Arkadaşı Ertaş’ın evlerinin önüne geldiğinde pencerelerine baktı; ışık görünmüyordu.
“Erdaş daha yatıyor” diye söylendi. Evin önünde beklemedi ve hızlı adımlarla bahçeler tarafına yürüdü. Bu sabah sümüklüleri yalnız toplayacaktı. Kaya Değirmen’den geçip Telopi’nin bahçelerinde buldu kendini.
Çocuk, sümüklü böceğin nerelerde olduğunu öğrenmiş ve belli bir tecrübeye erişmişti. Su argı kenarlarındaki otları elindeki kısa değnekle karıştırıyordu. Değneğin amacı ısırgan otunun elini dağlamasını önlemekti fakat yine de ısırgan otu parmaklarının üstünü kabartıyor, ellerinin üstü benek benek kızarıyordu. Alaca karanlık sıyrılıp gün ağarmıştı ki ; çocuk ;
“Oh be !” dedi. “Hava aydınlandı. “ ,
Torbasına baktı; iki, üç kilo ancak toplamıştı.
“Bugün yine hiç şansım yok !” diye söylendi. Sümüklüböcek biraz da şans işiydi. Amet her gün birkaç çuval sümüklü ile dönüyordu. Sümüklüler sanki Alı ye ses eder gibi;
“Ali, biz buradayız “ diyorlardı.
Ali tomar tomar para kazanıyor, keyfini sürüyordu. Ya kendisi ?
“Kahretsin ! Şansım yok !” deyip önüne çıkan ısırgan otlarını ayakkabısının ucuyla toprağa yatırdı. O da ne ? Sanki sümüklüböcekler buraya yuva yapmıştı. Hevesle toplayıp onları torbaya doldurdu. Çombuz’a doğru uzanan su argının kenarları sümüklü yuvası gibiydi. Isırganların elini dağlamasına aldırmadan heyecanla topluyordu. Nasıl heyecanlanmasın; her böcek onun için şıkır şıkır para demekti. Daha da ötesi her hafta iki sefer gittiği sinema bileti demekti. Ve de en önemlisi yeni çıkan ve kütüphanede olmayan roman kitapları demekti..
“Kendime bir de şöyle gıcır gıcır bir iskarpin ayakkabı alırsam değme keyfime !” diye söylendi.
Kendi sözüne kendisi güldü.
Elindeki böcek çuvalını havaya kaldırdı; on kilo kadar olmuştu fakat çiğ düşmüş otlar arasından habire sümüklü çıkıyordu. Okula geç kalacağım diye düşündü. Ya hoca kızarsa ? Cevabını kendi verdi;
“Amaaan sen de, bi sefer geç kalayım nolur ki ? “ diye söylendi.
Çombuz’a yaklaşmıştı. Mağaranın hemen altına kadar gelmişti. Çocuk korktu; babasının anlattığı hikayeleri düşündü; ya orada cinler, periler varsa ?
Muharrem NALÇACI - NEV-NAR
BİR SÜMÜKLÜBÖCEK HİKAYESİ-2
“Canım, bu saatte cin mi olur “ dedi. Gözlerini mağaranın bulunduğu yerden kaçırdı. Kaçırdı amma yine de korkuyordu. Cin masalı ya gerçekse ?”
Elinde ağırlaşmış sümüklüböcek çuvalını tutan eline baktı; bilek pazuları şişmiş bir halde damarlarını zorluyordu. Güçlüyüm diye düşündü. Bu duygu onu rahatlattı. Kendine güveni artmıştı. Cin değil feriştahı gelsin onu devirebilirdi. Ya birkaç kişi gelirse ?
“Yok canım ! “ diye söylendi. “Cinler tek başına gezerlermiş “
O sıra çocuğun gözüne bir şey ilişti; kaya argın kenarındaki otlar arasında bir şey yatıyordu. Çocuk dikkatlice ve biraz da çekinerek o tarafa baktı; köpek yavrusuna benzeyen bir hayvancık inler gibi sesler çıkartıyordu. Çocuk;
“Allah Allah !” diye söylendi “Bu da neyin nesi ?”
Sümüklüböcek çuvalını elinden yere usulca bırakıp birkaç adım attı. Hayvan yaralı gibiydi fakat bu bir köpek yavrusundan ziyade tilkiye benziyordu. Çocuk ayakta bir an düşündü; acaba yanına varsa mıydı ? Ya ısırırsa ?
“Bu daha yavru sayılır, ısıramaz” diye söylendi.
Hayvancık onu görünce korkmuş olmalı ki sivri küçük dişlerini gösterip ayağa kalkar gibi yaptı fakat yere tekrar düştü.
“Ayağı kırılmış; bu bir tilki yavrusu. Fakat Karayazı’dan aşağı tilki pek inmezdi, bu yolunu şaşırmış olmalı” dedi.
Birkaç dakika tilkinin yanında bekledi. Hayvan ondan zarar gelmeyeceğini anlamış olmalı ki uysallaştı. Çocuk, tilki yavrusunun sırtını eliyle okşar gibi yaptı. Tilki yavrusuna güven gelmiş hareketsiz yatıyordu. Çocuk etrafına bakıp ip aradı fakat bir şey bulamadı. Aklına çuvalın içindeki böcek topladığı naylon poşet geldi. İçindeki böcekleri çuvala boşaltıp tekrar tilki yavrusunun yanına geldi. Acı içindeki tilki yavrusunun ayağını sarmalıydı fakat tepki vereceği kesindi. Yerden biraz kuru ot topladı ve sol ayağını tilki yavrusunun başına bastırdı. Tilki bunu ondan hiç beklemiyor olmalı ki boğuk sesler çıkarıyordu. Çocuk elleri ile tilkinin ayağını yokladı;
“Hayır, kırık yok, sadece çıkmış” diye söylendi. Tilkinin ayağını zorlayıp kemiği yerine oturttu. Tilkinin ayağına kuru otları örtüp naylon poşetle sıkıca sardı. İşi bittiğinde ayağını tilkinin başından çekti. Tilki yavrusu önce ne olduğunu anlayamadı. Yerde sessizce öylece yatıyordu. Sonra ayak ağrısının hafiflediğini hissetmiş olmalı ki ayağını oynatır gibi yaptı. Tilki yavrusu başında bekleyen çocuğu
henüz görmüş gibi şaşkınlıkla baktı. Sonra da ayağa kalkıp topallayarak kaçtı. Tilki yavrusu tepelere doğru hem kaçıyor hem de dönüp çocuğa bakıyordu.
Çocuk giden tilki yavrusunun arkasından gülümsedi ve ;
“Hayat ne garip şey “ dedi “Sen sümüklüböcek toplamak için Çombuz’a kadar gel ve karşına çıkan bir tilkiye yardım et”
Çocuk başını sağa sola sallayarak bir daha güldü. Sonra da içinden gelen bir sese uyup sabahın bu erken saatinde keyfe gelip en sevdiği ve ilk öğrendiği türküyü söylemeye başladı;
“Kızılcıklar oldu mu….senelere doldu mu…yolladığım çoraplar ayağına oldu mu mendili eline…mendili verdim geline…gara gına yollamış yar benim ellerime….”
Çocuk, türküyü söyledikten sonra çuvalı sırtladı ve geldiği yöne yani Nar tarafına doğru yürümeye başladı. Fakat birkaç dakika yürüdükten sonra hemen sol yamaçlarda bir gölgenin kendisini takip ettiğini fark etti. Çocuk durdu ve kendisini takip eden gölgeye dikkatlice baktı; o bir ana tilkiydi. Çocuk bir daha gülümsedi; sırtında ki yük sanki hafiflemişti.
…
Çocuk sümüklü böcekleri Muhtar Hacı Ahmet ağa'nın dükkanında tarttırıp parasını peşin olarak almıştı. Sümüklü böcekler tam on sekiz kilo gelmişti. Bu onun için bir rekor sayılırdı. Paraları cebine koyup koşarak eve geldi. Anası;
“Oğlum okula geç kalacan” dedi telaşla. Çocuk anasına ses etmedi; odaya girip duvarda ki saate baktı; evet geç kalmıştı.
“Ana, ikinci derse yetişirim” dedi.
“Hocaların bişey demez mi ?” dedi anası.
“Bilmem, fark etmez. Çünkü artık yetişemem.”
Çocuk sofraya oturup anasının soba fırınında pişirdiği patatesli börekleri iştahla yedi ve
“Ana, eline sağlık ! İçli çörek çok güzel olmuş “
“Afiyet olsun yavrım ! Yarasında güçlenesin” dedi anası da.
Çocuk, ortaokul ikinci sınıftaydı. O gün ki kitaplarını eline alıp evden fırladı. Çocuk; en azından ikinci derse yetişmeliyim..diye düşünüyordu..
…
Okula vardığında ikinci ders başlamıştı. Sınıf kapısına tedirgin bir halde vurdu. İçeriden;
“Geeel !” sesi duydu.
Çocuk kapıyı usulca açıp içeri girdi. Ders öğretmeni meşhur çamur Şevket idi. Hoca, derse geciken çocuğu yukarıdan aşağı iyice bir süzdükten sonra;
“Sana ceza vermeyeceğim” dedi. Sonra devam etti;
“Ama tek bir şatla; neden geç kaldığını doğru söyleyeceksin”
Çocuğun yanakları kızardı. Ürkek gözleri sınıfta kendisine hınzırca gülümseyen arkadaşları üzerinde gezindi..O an yüreği biraz ezilse de doğruyu söylemesi gerektiğini anladı;
“Hocam” dedi “ Erken kalkıp, sümüklüböcek topladım”
Sınıfta bir an sessizlik oldu.
Çamur Şevket'in gözleri sınıf penceresinden dışarıya daldı gitti. Sonra da masasından bir silgi alıp çocuğun gelmediği ilk dersteki işareti sildi ve ona dönüp;
“ Çocuğum yerine oturabilirsin” dedi. Başka hiçbir şey söylemedi.
Çocuk ? Yani ben mi ?
O günden sonra o hocama müthiş bir saygı duydum. Ve onun dersine çok daha fazla çalıştım.
Sevgili dostlar ol hikayemiz budur. Onun nezdinde bizi okutan ve emeği geçen tüm öğretmenlerimizin ellerinden öperim.
Selam ve saygılarımla…
Muharrem NALÇACI - NEV-NAR
Ende Turna
Ende Turna
Bu oyunda ebe çocuk, yüzünü duvara döner ve tane tane, kimi zaman da hızlıca “Önde turna, davul zurna, bir, iki, üç şeklinde “bir tekerleme söylerdi. Arkadaki çocuklar da, arkası dönükken ebe olan çocuğun 8-10 adım gerisinden başlayıp, yavaş yavaş ilerleyerek ebeye yaklaşırlardı. Ta ki ebe söylediği tekerlemeyi bitirip, arkasına döndüğünde hareket eden birini gördü mü, onlar yanardı. Bir tür, heykel gibi kalma oyunuydu. Ebe olan çocuk, tüm arkadaşlarını bu şekilde yakalayabilirse ebelikten kurtulurdu. Bir çocuk yakalanmadan ebenin sırtına vurmayı becerirse herkes kaçmaya başlar, ebenin birini yakalaması gerekirdi.
Yakan Top

Yakan top oyununun ülkemizde oynanan birçok türü vardır. En çok oynanan yakan top oyunu:
Oyuncular iki gruba bölünürler. Bir grup atıcı olur; diğer grup ise ortada bekler. Atıcı grup oyuncuları ikiye bölünerek belirli bir mesafede beklerler. Diğer oyuncular ise bu grubun arasında pozisyon alır. Atıcı grup ortadaki bekleyen oyuncuları top ile vurmaya çalışır. Vurulan oyuncu oyundan çıkar. Eğer atıcının attığı top havada yakalanırsa bir “can” kazanılır.
İstop

İstop oyunun bir oyuncu topu havaya atar ve bir oyuncunun ismini söyler. İsmi söylenen oyuncu topu yakalamaya çalışır. Diğer oyuncularda uzaklaşmaya başlar. Oyuncu topu havada yakalayamazsa “İstop” der. Diğer oyuncular sabit bir şekilde yerinde bekler. Duran oyunculardan birini topla vurmaya çalışır. Eğer oyuncu topu havada yakalarsa başka bir isim söyleyerek topu havaya atar.
El El Üstünde Kimin Eli Var?

“El üstünde kimin eli var” oyunu en az 3 kişiyle oynana ortalama 7-8 kişiyle daha zevkli hale gelen bir oyundur.
Oyunda ilk olarak bir ebe seçilir. Daha sonra ebe dizlerinin üzerine çökerek yere yatar. Diğer oyuncular ellerini yumruk yaparak ebenin sırtına üst üste dizerler. Ebeye “El üstünde kimin eli var?” diye sorulur. Ebe oyuncular arasından bir isim söyler. Eğer doğru isim söylerse yeni ebe o kişi olur.
Yanlış isim söylerse ebe cezalandırılır. Ebeye “İğne mi, iplik mi, davul mu, zurna mı?” diye sorulur. Ebe bu cezalardan birini seçer. Seçtiği cezaya göre ebenin sırtına ceza tüm oyuncular tarafından uygulanır. Örnek: İğne cezası ebenin sırtına baş parmakla iğne vurmuş gibi yapmaktır. Davul cezası ebenin sırtına yumrukla hafif hafif vurma cezasıdır.
Bezirganbaşı

Bezirganbaşı
Bezirganbaşı oyunu günümüzde popülerliğini koruyan geleneksel çocuk oyunlarımızdan bir tanesidir.
Bezirganbaşı oyunu için 2 ebe gerekir. Ebe tekerleme sayma, kura gibi yöntemlerle belirlenebilir.
Ebeler kendilerine bir isim belirler. (Bir havyan, bitki, meyve ismi olabilir)
Ebe karşılıklı şekilde el ele tutuşup ellerini havaya kaldırır. Ebelerin oluşturduğu şekle oyunda “kapı” denir.
Diğer oyuncular tren şeklinde sıra olur ve iki ebenin arasından geçmeye başlarlar. Kapıdan geçerken oyuncular şu tekerlemeyi söyler:
Aç kapıyı Bezirganbaşı Bezirganbaşı Hapı hakkı ne alırsın, ne verirsin Arkamdaki yadigar olsun, yadigar olsun.
Son üç oyuncu geçerken sırayla “Bir sıçan”, “İki sıçan”, “Üçte kapana kapan” derler.
Üçüncü oyuncu geçerken ebeler ellerini indirerek oyuncuyu ellerinin arasında sıkıştırırlar.
Diğer oyuncular duymayacak şekilde bu iki isimden birini seçmesini isterler.
Hangi oyuncunun seçtiği ismi söylerse o oyuncunun arkasında sıra olur.
Bu şekilde tüm oyunlar seçildikten sonra oluşan 2 grup arasında bir yarışma yapılır.
İki ebe karşılıklı şekilde dururlar. Diğer oyuncular ise ebelerin belinde tutarak karşı grubu kendi alanlarına çekmeye çalışırlar.
Karşı grubu kendi alanlarına çeken grup oyunu kazanır.
Çivi Futbolu

Çivi Futbolu
Üzerine futbol sahası şekli çizilmiş panel tahta üzerine temsili futbolcu olarak çakılan her bir takım için 22 adet çakılmış çivi ve kale yerine geçen çakılmış çivilerden oluşan bir sahada top yerine bozuk para kullanılarak oynanan bir oyundur.
Oyunun Kuralları: Yazı tura atılarak maça kimin başlayacağı seçilir. Maç orta sahadan başlar. Oyuncuların her defasında 3 vuruş hakkı vardır. İşaret parmağı ile paraya vurmak sureti ile oynanır.
Çivi Oyunu

Çivi
Çamurda çivi ile oynanan bir sokak oyunu. Çocuklar tarafından, vıcık olmayan, hamur kıvamında çamur üzerinde oynanan bir oyundur.
Amaç rakibin attığı noktayı çevrelemek ve onu dışarı çıkartmamaktır. Her atış arasına bir doğru çizgi çizilir, diğer oyuncu bu çizginin ötesine atış yapamaz. Amaç ucun ele geçirilmesidir. Saplatmaç olarak da adlandırılır.
Oyun: En az 2 kişi tarafından oynanır. Önce yere kişi sayısına göre V (iki kişilik oyunda), Y (üç kişilik oyunda) veya X ya da H (dört kişilik oyunda) şekli çizilir. Harflerin her ucu, her bir oyuncu için çıkış noktasıdır. Oyunun amacı, yerden yaklaşık bir karış yüksekten çiviyi fırlatarak saplamak ve saplandığı yer ile bir önce sapladığı yer arasında doğru bir çizgi çizmektir (başlangıçta, oyuncunun bir önce sapladığı yer, harfteki kendine ait olan çıkış ucu kabul edilir). Bu şekilde oyuncu ilerler, ve yanana kadar, yani çiviyi yere saplayamayana kadar diğer oyuncu ve/veya oyuncuları örümcek ağına benzemeye başlayan platform içinde hapsetmeye çalışır. Yandıktan sonra, sırası gelen oyuncu kendi kaldığı yerden (başlangıçta bu yer, kendine ait çıkış noktasıdır) çiviyi sapladığı yere yine doğru çizgi çizerek bu hapisten kurtulmaya çalışır. Her oyuncu diğerini merkeze doğru çevrelemeye çalışır. Aslında her oyuncunun yapmak istediği oyun alanının sınırlarını çizmektir. Sınırın dışına çıkan kaybeder.
Temel kural ve netice : Oyunun önemli kuralı, çivinin saplandığı yerin bir önceki yeri doğrudan görmesi, çizilecek çizginin kavisli olmaması, rakibin veya kendisinin çizmiş olduğu önceki çizgileri kesmiyor olmasıdır. Oyunu kazanmak için, rakibi mümkün olduğunca dar bir alana hapsetmek ve çıkılması güç boğazlar oluşturmak gerekir. Her oyuncu sınırı ne kadar daraltırsa diğer oyuncular o sınırın içine girmekte o kadar zorlanırlar. Sınırın dışına düşen herhangi bir çivi o oyuncunun kaybetmesine sebep olur. Çıkılması çok güç ince boğazlara, çocuk argosunda Kıllı boğaz adı verilir. Kıllı boğazlardan çıkarken, oyuncuların küçük ve daha ince bir çivi kullanma hakkı vardır. Nihayetinde, rakip oyuncu ya da oyuncular hapisten çıkamayacak duruma geldiklerinde ve pes ettiklerinde oyun son bulur. Oyun çakı ile de oynanabilir.
Dalya Oyunu

Dalya oyunu:
Oyunun oynanabilmesi için Küçük yassı taşlar toplanır. Sayısı 11 olan bu taşlar bir duvar önünde üst üste kayılır. Ebe, bu taşlar bacağının arasında kalacak şekilde dikilir. Oyuncular sırayla atıp küçük bir topla taşları yıkmaya çalışırlar. Taşlar devrilmiş ise ebe, hemen topu kapar ve taşı deviren oyuncuya fırlatır. Oyuncuyu vurursa vurulan ebe olur. Eğer vuramaz ise ebe tekrar taşları dizer ve oyun böylece sürer.
Çelik Çomak Oyunu
İki takım arasında oynanan ve bir puanlama sistemine dayanarak kazanın ve kaybedenin belirlendiği çelik çomak oyunu genel toprak zeminlerde biri kısa biri uzun iki değnekle oynanır. 15-20 cm uzunluğunda, 2-3 cm kalınlığında bir ağaç parçası olan çubuğa çelik denir. Toprağa kazılan küçük bir çukura yana yan yana konulan iki taş parçası üzerine konur. Genelde bir metre kadar olan uzun değneğe çomak denir.
Oyunda amaç, ucuna vurularak yerden kaldırılan bu çeliğin havadayken çomakla vurulup elden geldiğince uzağa fırlatılmasıdır.
Oyun, genellikle iki kişiyle oynanır. En az iki kişilik takımla da oynanabilir. Oyuna kimin ya da hangi takımın önce başlayacağını belirlemek için düz bir alanın ortasına bir daire çizilir. Rakip iki kişi belli bir uzaklığa geçer ve ellerindeki çeliği bu dairenin içine atarlar. Çeliği merkeze en yakın düşüren oyuna başlar. Bir başka yöntem de daire içindeki çeliğe çomakla vurarak saydırmaktır. Bu durumda en fazla vuran oyuna başlama hakkı kazanır.
Çomakla vuruş farklı şekillerde olabilir:
- Çukura konulan çeliğin havalandırılarak vurulup uzaklaştırılması,
- Sert zeminde duran çeliğin sivriltilmiş ucuna vurarak sekip havalanmasını sağlanıp havada vurarak uzaklaşmasının sağlanması,
- Herhangi bir şekil sekip gelen çeliğe havada vurup uzaklaşmasının sağlanması.
Oyun şöyle oynanır: Yerde küçük bir çukur açılır. Çelik bir ucu dışarı gelecek biçimde bu çukura konur. Amaç, ilk harekette çeliğin havalanmasını kolaylaştırmaktır. Sonra 15-20 metre uzaklığa bir çizgi çekilir. Oyuna başlayan kişi, becerisini kullanarak çeliği havalandırır ve ona çomakla vurarak işaretli çizgiyi geçirmeye çalışır. Çizgiyi geçiremez ya da ıskalarsa oyun başlamaz. (Oynayan kişiler aralarında anlaşmışlarsa çizgiyi geçiremeyenlere ikinci bir hak daha verilir.) Sıra diğerine geçer. Çizgiyi geçirirse çeliğin düştüğü yere gider, elindeki çomakla çeliği yeniden havalandırır ve dağa uzağa atmaya çalışır. Başaramazsa sıra diğerine geçer. Oyun böylece sürer. Oynayanların kaç hak kullanacağı oyun başında belirlenir. Herkes hakkını kullanınca oyun biter. En çok sayı kazanan kişi ya da taraf oyunu kazanır.
Çelik çomak oyununun başka biçimde oynandığı durumlar da vardır. Örneğin, bir taraf çeliği çomakla ileri atar, karşı taraf da elindeki sopayla çeliği havada vurur. Çelik atıldığı çukurdan daha geriye düşerse sayı alır.
Oyunun bir başka biçimi de şöyledir: Oyuncu çukura yerleştirilen çeliği elindeki çomakla B tarafı oyuncularına doğru hızla atar ve çomağı dairenin içine bırakır. Eğer B taraf oyuncuları atılan çeliği havada yakalarsa hem sayı kazanır hem de çeliği kaptıran A takımı oyuncusu oyundan çıkmış olur. B takımı çeliği yakalayamazsa çeliği düştüğü yerden alıp yerdeki çomağa doğru atarlar. Çomağı vurabilirlerse A takımının oyuncusu yine oyundan çıkar. Vuramazlarsa A takımı çelikle çomağın arasındaki uzaklığa bakarak B takımının bu uzaklığı belli bir adımda almasını ister. Örneğin, “Üç adımda al, beş adımda al.” gibi. B takımında adımını büyük atabilen ve kendine güvenen bir oyuncu bulunmazsa ya da bu adım sayısında çomaktan çeliğe ulaşamazsa A takımı adım sayısı kadar sayı alır. Eğer bu adımda yetişebilirlerse sayıyı B takımı alır. Oyunun başında kararlaştırılan sayıya ilk ulaşan takım oyunu kazanır. Bir sonraki oyuna kazanan taraf başlar. Hangi tarafın oyuncularının tamamı oyundan çıkarsa bu kez diğer taraf oyuna başlar. Bir takım, kararlaştırılan sayıya hiç puan yitirmeden ulaşırsa oyundan çıkmış bir arkadaşlarını yeniden oyuna sokma hakkı elde eder.
Gömme Çelik
Gömme çelik oyunu için her oyuncu aralarında yaklaşık 4 metre mesafe olacak şekilde dizilirler. Oyuncular oyun için çember şeklinde dizilirler. Her oyuncu bulunduğu yere yaklaşık 20 cm derinliğinde bir kuyu açar. Oyuncuların ellerinde bir adet çelik (deynek) bulunur. Oyunda bir ebe seçilir.
Ebe oyunu saat yönünde başlatır. Saat yönünde ilk oyuncuya çeliğini fırlatır. Fırlattığı oyuncu çeliğe vuramaz ya da çelik bu oyuncunun kuyusuna düşerse bu oyuncu yeni ebe olur. Eğer çeliğe vurursa ebe koşarak çeliği alıp kuyusuna geri dönmeye çalışır. Diğer oyuncular ise bu sırada çelikleri ile ebenin kuyusunu kazmaya başlarlar. Her oyuncunun bir turda çeliği bir kere kuyuya sokma hakkı vardır. Yani bir oyuncu her turda bir hamle kazabilir.
Eğer ebe çeliği alıp bir oyuncunun kuyusuna atarsa bu kişi yeni ebe olur. Bu yüzden hızlı bir şekilde oyuncuların kuyusuna kendi çeliğini bırakması gerekir.
Oyun sonunda kuyusu en derin olan oyuncu oyunu kaybeder.
Aşık Oyunu


Aşık oyunu,
Tarihi bir Türk oyunu olarak kabul edilir. Türk halklarının yayıldığı coğrafyalarda Türklerin etki ettiği halklarında aşık oyununu oynadıkları aşikardır.
Karaçay-Malkarlarda Aşık Oyunu
Türk tabiiyetinden gelen ve Kıpçak Türkçesi konuşan Karaçay-Malkarlar fiziki olarak dağlık bölgelerde yaşayan bir halktır. Geçmiş dönemlerde iletişim ve toplumsal ortamların çok gelişmediği dönemlerde bir iletişim aracıydı.
Karaçay-Malkarlarda aşık oyununun tüm dönemlerdeki en önemli rolü şüphesiz nesiller arasındaki iletişimi sağlaması olmuştur. Kimi aşık oyunlarında evin büyüğünün çocuklar veya gençlerle eşleşerek oynaması tercih edilir. Bundaki gerekçe aşık oyunu vasıtasıyla nesiller arasında iletişim kurma, onların hayat tecrübelerini çocuklar ve gençlere anlatması için bir fırsat yaratmasıdır. Destanlarımız, atasözlerimiz, deyimlerimize kadar sinmiş bu oyunda büyükler küçük oyunculara “Aşığın alçı düşsün” diyerek şans diler. Aşığın öncelikli duruşuna göre “alçı” en büyük taşa verilen ismidir. Bu yüzden “aşığın şans getirsin” anlamında söylenir diyebiliriz…
Aşık oynarken, yaşlılar çocuklara hikayeler anlatır, ahlak ve sözlü edebiyat (hikaye, masal, atasözleri ve deyimleri v.b.) birikimlerini aktarırlardı. Kuşaklar arası bu yakınlaşma aşık oyununu çok sevilen ve eğlenceli bir oyun haline getiriyordu. Aşıklar toplandıktan sonra kök boyalar veya kına ile boyanır.
Karaçay-Malkarlarda aşık oyunun birçok türü vardır. Huna Teşik/ Güren oyun (Delik Duvar/Daire-Yuvarlak oyunu), Aşık Atuv (Aşık Atma), Aşık Tiyirişüv (Aşık Değdirmece), Han-Biy Oyunu (Han-Bey atma oyunu), Koçhar (Koç), Çıkıp Oynav (Çıkararak oynamak), Tohana, Sadra oyun, Alçi oyun, Saka/Sakka oyun v.b. Oyunların adları ve kuralları Karaçay-Malkarlıların yaşadığı yerlere göre değişiklik gösterebilmektedir. Kimi aşıklar boyanarak, kimileri delip içine kurşun dökerek kullanılmaktadır. İçi delinerek, kurşun dökülen atıcının aşığı olduğu için ona “Koçhar” veya “Cuğutur” (Eneke/Sakka/Saka) denilir.[1]
Oyunlar kendi içinde kurallıdır ve oyuncu sayısı ile cinsiyete bağlı olarak oynandığı alanlar farklılık gösterir.
Oynanışı:
Aşık oynayan çocuklara eşit sayıda aşık dağıtılır. Dağıtılan aşıklar oynama sırası belirlendikten sonra oyuncular kaç aşıkla başlayacaklarını belirlerler. Genelde oyuncu sayısı çok olursa az aşıkla katılım tercih edilir. En az her oyuncu 2 aşıkla katılabilir. Aşıklar belirli bir yükseklikten (15-20 cm.) ister doğrudan, ister savurarak yere atılır.
Yere atılan aşıklar arasında bir biri üzerine binen veya yapışık olanlar oyuncuların kabulüyle yerden alınıp tekrar atılabilir. Oyuncular aşıkları birbiriyle vuruştururken yerden parmağı sürükleyerek vuramazlar. Bu kural hatası demektir ve kendinden sonraki oyuncuya tekrar atarak oynama hakkı verir. Yere düşen aşıklar sadece eşleşen ikinci aşığa vurarak, birini seçip almak suretiyle oynanır.
Örneğin, aşıklar atıldı. Yerdeki aşıklardan alçi ile alçi, tav ile tav, fuk ile fuk, çik ile çik bir birine vurulur. Eğer vururken eşleşen iki aşık dışında üçüncü bir aşığa atılan aşık değerse, o zaman oyuncu yanar ve sonraki oyuncu yerdeki aşıkları alıp tekrar atarak oyunu başlar.
Oyuncu aşıkları attıktan hemen sonra şobura (boynuz) veya kıt gelirse, ortadaki aşıkları tüm oyuncular kapmaya çalışır. Kim kaç aşık kaparsa o aşıklar onundur. Oyun esnasında en önemli ayrıntıların biri eşleşen iki aşık bir biriyle tokuştuktan sonra yerden birini alırken kalan aşığın diğer aşıkların işine yarayacak eş olmasını sağlayabilmektir.
Oyun tüm aşıkları toplayıp kazanıncaya kadar sürer
Aşık Oyunları
Aşık oyunlarının geçmişinin Hititlere kadar dayandığı tahmin ediliyor. Aşık oyunu keçi ve koyunların ayak eklemlerinde bulunan aşık kemiği ile oynanır.
Aşık oyunlarının birçok türü bulunmaktadır. Aşık oyunları bu oyunlara verilen genel isimdir. Aşık oyununu genellikle çocuklar ve gençler oynamaktadır.
- Genel olarak aşık oyunları en az 2 kişi ile oynanır.
- Öncelikle oyun için bir çember çizilir.
- Bu çemberin için eşit sayıda aşıklar yerleştirilir.
- Her oyuncu belli bir mesafeden ellerinde ki aşıkları atarak çemberde bulunan aşıkları çemberin dışına çıkarmaya çalışırlar.
- Eğer oyuncu bir aşığı çemberin dışına çıkarırsa, çıkan aşığın sahibi olur.
- Aşığı dışarı çıkarak oyuncu bir daha oynama hakkı kazanır. Atış hakkı kazanan oyuncu aşığının kaldığı yerden atış yapma hakkına sahiptir. Genellikle aşığı çembere yakın bir yerde olduğundan avantajlı konuma geçer.
- Atıcı herhangi bir aşığı çember dışına çıkaramaz ise sıra diğer oyuncuya geçer.
- Oyun bu şekilde devam eder ve aşıkların tamamı çemberden çıkınca biter.
SÖĞÜT DALINDAN DÜDÜK