Kasabamızda Bir Çocuğun Gözünden Gündelik Yaşam
...................................
Tarihçe - Anılar - Sosyal Yaşam
Kasabamızda Bir Çocuğun Gözünden Gündelik Yaşam
...................................
BİR SÜMÜKLÜBÖCEK HİKAYESİ … “Oğlum uyan !” Anası sabahın bu alaca karanlığında ona sesleniyordu. Çocuk, gözlerini zorla da olsa açtı. Uyku sersemiyle yan taraftaki pencereden dışarıya baktı; etraf henüz karanlıktı.Öyle çok uykusu vardı ki gözlerini oğuşturur iken; “Anaa !” dedi “Biraz daha uyusam !” “Olmaz oğlum, yohsa okuluna geç kalın” dedi kadın. “Ezan okundu mu ki ?” “Okundu okunacah !” Uyku çocuğun gözlerinden akıyordu fakat aklına bişey gelmiş gibi bir anda uykusundan yırtınıp çıktı. Harçlığa ihtiyacı vardı. Onun için bir an önce bulabildiği kadar sümüklüböcek toplamalıydı. Lavaboda elini yüzünü yıkayıp soğukkuyu ayakkabısını aceleyle giydi. Kayadan oyma dama girip bir çuval ile bir adet naylon poşet alıp dışarı çıkıyordu ki arkasından anasının sesini duydu; “ Geç kalma emi yavrııım ! Sen dönünceye kadar ben patatesli çörekleri sobanın fırınında yapar hazırlarım “ “Tamam ana ! Geç kalmam” dedi çocuk burnunu çekerken. Dışarı soğuktu. Aylardan mayıs olmasına rağmen sabah soğuğu kan toplamış yanaklarına vuruyordu. Çocuk aldırmadı; evin dış kapısını açar açmaz yokuş aşağı koşmaya başladı. Böcek toplamaya çoğu zaman birkaç arkadaşı ile birlikte giderdi fakat dün akşam hiç biriyle sözleşmemişti. Arkadaşı Ertaş’ın evlerinin önüne geldiğinde pencerelerine baktı; ışık görünmüyordu. “Erdaş daha yatıyor” diye söylendi. Evin önünde beklemedi ve hızlı adımlarla bahçeler tarafına yürüdü. Bu sabah sümüklüleri yalnız toplayacaktı. Kaya Değirmen’den geçip Telopi’nin bahçelerinde buldu kendini. Çocuk, sümüklü böceğin nerelerde olduğunu öğrenmiş ve belli bir tecrübeye erişmişti. Su argı kenarlarındaki otları elindeki kısa değnekle karıştırıyordu. Değneğin amacı ısırgan otunun elini dağlamasını önlemekti fakat yine de ısırgan otu parmaklarının üstünü kabartıyor, ellerinin üstü benek benek kızarıyordu. Alaca karanlık sıyrılıp gün ağarmıştı ki ; çocuk ; “Oh be !” dedi. “Hava aydınlandı. “ , Torbasına baktı; iki, üç kilo ancak toplamıştı. “Bugün yine hiç şansım yok !” diye söylendi. Sümüklüböcek biraz da şans işiydi. Amet her gün birkaç çuval sümüklü ile dönüyordu. Sümüklüler sanki Alı ye ses eder gibi; “Ali, biz buradayız “ diyorlardı. Ali tomar tomar para kazanıyor, keyfini sürüyordu. Ya kendisi ? “Kahretsin ! Şansım yok !” deyip önüne çıkan ısırgan otlarını ayakkabısının ucuyla toprağa yatırdı. O da ne ? Sanki sümüklüböcekler buraya yuva yapmıştı. Hevesle toplayıp onları torbaya doldurdu. Çombuz’a doğru uzanan su argının kenarları sümüklü yuvası gibiydi. Isırganların elini dağlamasına aldırmadan heyecanla topluyordu. Nasıl heyecanlanmasın; her böcek onun için şıkır şıkır para demekti. Daha da ötesi her hafta iki sefer gittiği sinema bileti demekti. Ve de en önemlisi yeni çıkan ve kütüphanede olmayan roman kitapları demekti.. “Kendime bir de şöyle gıcır gıcır bir iskarpin ayakkabı alırsam değme keyfime !” diye söylendi. Kendi sözüne kendisi güldü. Elindeki böcek çuvalını havaya kaldırdı; on kilo kadar olmuştu fakat çiğ düşmüş otlar arasından habire sümüklü çıkıyordu. Okula geç kalacağım diye düşündü. Ya hoca kızarsa ? Cevabını kendi verdi; “Amaaan sen de, bi sefer geç kalayım nolur ki ? “ diye söylendi. Çombuz’a yaklaşmıştı. Mağaranın hemen altına kadar gelmişti. Çocuk korktu; babasının anlattığı hikayeleri düşündü; ya orada cinler, periler varsa ? Güneş çıkmıştı. “Canım, bu saatte cin mi olur “ dedi. Gözlerini mağaranın bulunduğu yerden kaçırdı. Kaçırdı amma yine de korkuyordu. Cin masalı ya gerçekse ?” Elinde ağırlaşmış sümüklüböcek çuvalını tutan eline baktı; bilek pazuları şişmiş bir halde damarlarını zorluyordu. Güçlüyüm diye düşündü. Bu duygu onu rahatlattı. Kendine güveni artmıştı. Cin değil feriştahı gelsin onu devirebilirdi. Ya birkaç kişi gelirse ? “Yok canım ! “ diye söylendi. “Cinler tek başına gezerlermiş “ O sıra çocuğun gözüne bir şey ilişti; kaya argın kenarındaki otlar arasında bir şey yatıyordu. Çocuk dikkatlice ve biraz da çekinerek o tarafa baktı; köpek yavrusuna benzeyen bir hayvancık inler gibi sesler çıkartıyordu. Çocuk; “Allah Allah !” diye söylendi “Bu da neyin nesi ?” Sümüklüböcek çuvalını elinden yere usulca bırakıp birkaç adım attı. Hayvan yaralı gibiydi fakat bu bir köpek yavrusundan ziyade tilkiye benziyordu. Çocuk ayakta bir an düşündü; acaba yanına varsa mıydı ? Ya ısırırsa ? “Bu daha yavru sayılır, ısıramaz” diye söylendi. Hayvancık onu görünce korkmuş olmalı ki sivri küçük dişlerini gösterip ayağa kalkar gibi yaptı fakat yere tekrar düştü. “Ayağı kırılmış; bu bir tilki yavrusu. Fakat Karayazı’dan aşağı tilki pek inmezdi, bu yolunu şaşırmış olmalı” dedi. Birkaç dakika tilkinin yanında bekledi. Hayvan ondan zarar gelmeyeceğini anlamış olmalı ki uysallaştı. Çocuk, tilki yavrusunun sırtını eliyle okşar gibi yaptı. Tilki yavrusuna güven gelmiş hareketsiz yatıyordu. Çocuk etrafına bakıp ip aradı fakat bir şey bulamadı. Aklına çuvalın içindeki böcek topladığı naylon poşet geldi. İçindeki böcekleri çuvala boşaltıp tekrar tilki yavrusunun yanına geldi. Acı içindeki tilki yavrusunun ayağını sarmalıydı fakat tepki vereceği kesindi. Yerden biraz kuru ot topladı ve sol ayağını tilki yavrusunun başına bastırdı. Tilki bunu ondan hiç beklemiyor olmalı ki boğuk sesler çıkarıyordu. Çocuk elleri ile tilkinin ayağını yokladı; “Hayır, kırık yok, sadece çıkmış” diye söylendi. Tilkinin ayağını zorlayıp kemiği yerine oturttu. Tilkinin ayağına kuru otları örtüp naylon poşetle sıkıca sardı. İşi bittiğinde ayağını tilkinin başından çekti. Tilki yavrusu önce ne olduğunu anlayamadı. Yerde sessizce öylece yatıyordu. Sonra ayak ağrısının hafiflediğini hissetmiş olmalı ki ayağını oynatır gibi yaptı. Tilki yavrusu başında bekleyen çocuğu henüz görmüş gibi şaşkınlıkla baktı. Sonra da ayağa kalkıp topallayarak kaçtı. Tilki yavrusu tepelere doğru hem kaçıyor hem de dönüp çocuğa bakıyordu. Çocuk giden tilki yavrusunun arkasından gülümsedi ve ; “Hayat ne garip şey “ dedi “Sen sümüklüböcek toplamak için Çombuz’a kadar gel ve karşına çıkan bir tilkiye yardım et” Çocuk başını sağa sola sallayarak bir daha güldü. Sonra da içinden gelen bir sese uyup sabahın bu erken saatinde keyfe gelip en sevdiği ve ilk öğrendiği türküyü söylemeye başladı; “Kızılcıklar oldu mu….senelere doldu mu…yolladığım çoraplar ayağına oldu mu mendili eline…mendili verdim geline…gara gına yollamış yar benim ellerime….” Çocuk, türküyü söyledikten sonra çuvalı sırtladı ve geldiği yöne yani Nar tarafına doğru yürümeye başladı. Fakat birkaç dakika yürüdükten sonra hemen sol yamaçlarda bir gölgenin kendisini takip ettiğini fark etti. Çocuk durdu ve kendisini takip eden gölgeye dikkatlice baktı; o bir ana tilkiydi. Çocuk bir daha gülümsedi; sırtında ki yük sanki hafiflemişti. … Çocuk sümüklü böcekleri Muhtar Hacı Ahmet ağa'nın dükkanında tarttırıp parasını peşin olarak almıştı. Sümüklü böcekler tam on sekiz kilo gelmişti. Bu onun için bir rekor sayılırdı. Paraları cebine koyup koşarak eve geldi. Anası; “Oğlum okula geç kalacan” dedi telaşla. Çocuk anasına ses etmedi; odaya girip duvarda ki saate baktı; evet geç kalmıştı. “Ana, ikinci derse yetişirim” dedi. “Hocaların bişey demez mi ?” dedi anası. “Bilmem, fark etmez. Çünkü artık yetişemem.” Çocuk sofraya oturup anasının soba fırınında pişirdiği patatesli börekleri iştahla yedi ve “Ana, eline sağlık ! İçli çörek çok güzel olmuş “ “Afiyet olsun yavrım ! Yarasında güçlenesin” dedi anası da. Çocuk, ortaokul ikinci sınıftaydı. O gün ki kitaplarını eline alıp evden fırladı. Çocuk; en azından ikinci derse yetişmeliyim..diye düşünüyordu.. … Okula vardığında ikinci ders başlamıştı. Sınıf kapısına tedirgin bir halde vurdu. İçeriden; “Geeel !” sesi duydu. Çocuk kapıyı usulca açıp içeri girdi. Ders öğretmeni meşhur çamur Şevket idi. Hoca, derse geciken çocuğu yukarıdan aşağı iyice bir süzdükten sonra; “Sana ceza vermeyeceğim” dedi. Sonra devam etti; “Ama tek bir şatla; neden geç kaldığını doğru söyleyeceksin” Çocuğun yanakları kızardı. Ürkek gözleri sınıfta kendisine hınzırca gülümseyen arkadaşları üzerinde gezindi..O an yüreği biraz ezilse de doğruyu söylemesi gerektiğini anladı; “Hocam” dedi “ Erken kalkıp, sümüklüböcek topladım” Sınıfta bir an sessizlik oldu. Çamur Şevket'in gözleri sınıf penceresinden dışarıya daldı gitti. Sonra da masasından bir silgi alıp çocuğun gelmediği ilk dersteki işareti sildi ve ona dönüp; “ Çocuğum yerine oturabilirsin” dedi. Başka hiçbir şey söylemedi. Çocuk ? Yani ben mi ? O günden sonra o hocama müthiş bir saygı duydum. Ve onun dersine çok daha fazla çalıştım. Sevgili dostlar ol hikayemiz budur. Onun nezdinde bizi okutan ve emeği geçen tüm öğretmenlerimizin ellerinden öperim. Selam ve saygılarımla…
Muharrem NALÇACI - NEV-NAR
Tarla, Bahçe vs Çalışma
Ev Yaşantısı
Okul
SÖĞÜT DALINDAN DÜDÜK